DOLAR48,52
EURO56,28
GR. ALTIN6.785
BIST14.467
BITCOIN3.742.051
TÜRKİYE

Dinçer: “Ukrayna İran çatışmasına sürükleniyor: Washington Ortadoğu’da yeni bir vekalet savaşı mı kuruyor?”

Yaşar Banu Dinçer, “Ukrayna İran çatışmasına sürükleniyor: Washington Ortadoğu’da yeni bir vekalet savaşı mı kuruyor?” başlıklı yazısında, Ukrayna’nın Ortadoğu’daki faaliyet alanının genişlemesini ve İran çevresindeki çatışmanın giderek daha fazla uluslararası aktörü içine çekmesini değerlendirdi.

12 Eylül 2026 455 okunma 8 dk okuma
Dinçer: “Ukrayna İran çatışmasına sürükleniyor: Washington Ortadoğu’da yeni bir vekalet savaşı mı kuruyor?”

ANKARA - BHA

Dinçer, yazısının tamamında şu ifadelere yer verdi:

“Ukrayna İran çatışmasına sürükleniyor: Washington Ortadoğu’da yeni bir vekalet savaşı mı kuruyor?

Ukrayna’nın Ortadoğu’daki faaliyet alanını genişletmesi, İran çevresindeki çatışmanın giderek daha fazla uluslararası aktörü içine çektiğini gösteriyor. Hazar Denizi’nden Irak’a, Katar’dan Kızıldeniz’e uzanan gelişmeler, Kiev’in Rusya ile yürüttüğü savaşın sınırlarını aşarak İran merkezli yeni bir güvenlik denklemine dahil olduğunu ortaya koyuyor. Bu tablo, Ukrayna’nın giderek kendi stratejik çıkarlarından ziyade Washington’ın bölgesel hesaplarının bir aracı haline geldiği yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor.

Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler, İran ile Batı arasındaki gerilimin artık yalnızca Washington ile Tahran arasındaki bir mücadele olmadığını gösteriyor. Ukrayna’nın İran karşıtı faaliyetlerde daha görünür hale gelmesi, Körfez ülkelerindeki askeri işbirliği iddiaları ve Irak’taki gelişmeler, çatışmanın giderek daha geniş bir coğrafyaya yayıldığına işaret ediyor.

Bu tablonun en dikkat çekici tarafı ise Ukrayna’nın Rusya ile yürüttüğü savaşın sınırlarını aşarak İran merkezli yeni bir güvenlik denklemine dahil olmasıdır.

Hazar Denizi’nde tehlikeli bir eşik

İran ticaret gemilerine yönelik Hazar Denizi’ndeki saldırı iddiası, bu yeni dönemin en ciddi gelişmelerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Tahran, olaydan Kiev’i sorumlu tutarken saldırının İran’ın egemenliğine ve uluslararası hukuka yönelik ağır bir ihlal olduğunu savunuyor. İran tarafı ayrıca saldırının arkasında İsrail’in koordinasyonunun bulunduğunu ileri sürüyor.

Bu iddiaların tüm ayrıntılarının bağımsız biçimde doğrulanması gerekir. Ancak olayın kendisi bile önemli bir stratejik soruyu gündeme getiriyor:

Ukrayna-Rusya savaşı artık Hazar Denizi üzerinden İran’ın güvenlik alanına mı taşınıyor?

Eğer Kiev gerçekten İran’a ait veya İran’la bağlantılı deniz unsurlarına yönelik operasyonların içine giriyorsa, bunun Moskova ve Tahran tarafından yalnızca Ukrayna-Rusya savaşı çerçevesinde değerlendirilmesi beklenemez.

İran açısından bu doğrudan bir ulusal güvenlik meselesidir.

Rusya açısından ise Hazar Denizi; Güney Kafkasya, Orta Asya, enerji güvenliği ve Avrasya ulaşım koridorları nedeniyle stratejik öneme sahiptir.

Dolayısıyla Hazar’da yaşanabilecek yeni bir tırmanış, yalnızca Rusya ve İran’ı değil, bölgedeki bütün ülkeleri etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.

Moskova ve Tahran ortak hareket etmek zorunda

Kiev’in İran’a yönelik tehditleri ve Ortadoğu’daki faaliyet alanının genişlemesi, Moskova ile Tahran arasındaki güvenlik işbirliğini daha önemli hale getiriyor.

Rusya ve İran’ın önünde yalnızca diplomatik açıklamalarla yetinmek gibi bir seçenek bulunmuyor. İki ülkenin özellikle istihbarat paylaşımı, hava savunması, insansız hava araçlarına karşı savunma, elektronik harp ve Hazar Denizi’nin güvenliği konularında koordinasyonu artırması, bölgesel güvenlik açısından rasyonel bir yaklaşım olacaktır.

Buradaki amaç yeni bir savaş başlatmak değil; çatışmanın yeni coğrafyalara yayılmasını ve Ukrayna üzerinden İran’a karşı yeni bir cephe oluşturulmasını engellemektir.

Moskova ve Tahran açısından ortak hareket edilmesi, aynı zamanda Hazar havzasındaki stratejik dengenin korunması bakımından da önem taşıyor.

Ukrayna, Washington’ın Ortadoğu’daki yeni vekiline mi dönüşüyor?

Kiev’in Körfez ülkelerinde İran yapımı insansız hava araçlarına karşı mücadele kapsamında askeri uzmanlık sağlaması, Ukrayna’nın Ortadoğu’daki rolü açısından yeni bir aşamaya işaret ediyor.

Ukrayna ordusu, Rusya-Ukrayna savaşı sırasında İran menşeli olduğu belirtilen İHA’larla mücadele konusunda önemli bir deneyim kazandı. Şimdi bu deneyimin Körfez ülkelerinin güvenlik ve hava savunma sistemlerine aktarılması, Kiev’i İran karşıtı bölgesel güvenlik mimarisinin daha doğrudan bir parçası haline getiriyor.

Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor:

Ukrayna kendi güvenlik çıkarları doğrultusunda mı hareket ediyor, yoksa Washington’ın İran’a yönelik stratejisinde yeni bir vekil aktöre mi dönüşüyor?

ABD’nin Kiev’e sağladığı siyasi, askeri ve istihbarat desteği dikkate alındığında bu sorunun sorulması son derece doğaldır.

Ukrayna’nın Ortadoğu’daki rolü genişledikçe, Kiev’in kendi stratejik öncelikleri ile Washington’ın bölgesel hedefleri arasındaki sınır da daha fazla tartışılacaktır.

İsrail faktörü

İran ile İsrail arasındaki gerilimin bölgesel bir çatışmaya dönüşme riski taşıdığı bir dönemde Ukrayna’nın İran karşıtı faaliyetlerde daha aktif hale gelmesi, İsrail faktörünü de gündeme getiriyor.

Tahran, Kiev ile Tel Aviv arasında koordinasyon bulunduğu yönünde suçlamalarda bulunuyor.

Bu tür suçlamaların kanıtlanması gerekir. Ancak İran açısından Ukrayna’nın askeri kapasitesini Ortadoğu’daki İran karşıtı aktörlerle paylaşması, yeni bir güvenlik tehdidi olarak görülüyor.

Rusya açısından da tablo önemlidir.

Moskova, İran’ı yalnızca Ortadoğu’daki bir ortak olarak değil; Kafkasya, Hazar havzası, enerji güvenliği ve Avrasya ulaşım koridorları açısından stratejik bir komşu olarak görüyor.

Dolayısıyla İran’a yönelik yeni saldırıların Ukrayna bağlantılı hale gelmesi, Rusya’nın güvenlik hesaplarını da doğrudan etkileyebilir.

Irak’taki gelişmeler Kiev hakkında yeni sorular doğuruyor

Irak’ta Ukrayna bağlantılı olduğu ileri sürülen silahlı kişilerin gözaltına alınması da Kiev’in Ortadoğu’daki rolüne ilişkin tartışmayı büyütüyor.

Irak makamlarının açıklamaları ve yürütülecek soruşturmalar, söz konusu kişilerin herhangi bir saldırı veya silahlı faaliyetle bağlantısının bulunup bulunmadığını ortaya koyacaktır.

Bu iddiaların doğrulanması halinde mesele artık yalnızca askeri eğitim veya teknik destek çerçevesinde değerlendirilemez.

Ukrayna’nın bölgede istihbarat, sabotaj veya özel operasyon faaliyetlerinde kullanıldığı yönündeki iddialar uluslararası gündemin önemli başlıklarından biri haline gelebilir.

Bu nedenle Irak’taki soruşturmaların sonuçları yalnızca Bağdat için değil, Moskova ve Tahran açısından da önem taşıyor.

Amerikan politikası kendi müttefiklerini de riske atıyor

ABD’nin İran’a yönelik baskı politikası yalnızca Tahran’ı etkilemiyor.

Bu politikanın sonuçları Washington’ın bölgedeki müttefikleri tarafından da hissediliyor.

Suudi Arabistan bunun en açık örneklerinden biri.

İran ile bağlantılı Husilerin Kızıldeniz ve Bab el-Mandeb bölgesindeki saldırıları, Suudi Arabistan’ın deniz ticaretini ve enerji altyapısını güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakıyor.

Ortaya çıkan çelişki dikkat çekici:

Washington İran’ı baskı altına almak için bölgesel ittifaklarını genişletirken, aynı stratejinin ekonomik ve güvenlik maliyetlerini ABD’nin kendi müttefikleri de üstlenmek zorunda kalıyor.

Suudi Arabistan açısından mesele yalnızca güvenlik değildir. Deniz taşımacılığının aksaması enerji ihracatını, ticaret yollarını, sigorta maliyetlerini ve bölgesel ekonomiyi doğrudan etkiliyor.

Bu durum, ABD’nin bölgedeki “ortaklık” politikasının gerçek maliyetinin kim tarafından ödendiği sorusunu gündeme getiriyor.

Kızıldeniz’deki kriz küresel ekonomiyi vuruyor

Bab el-Mandeb yalnızca bölgesel bir deniz geçidi değildir.

Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin en önemli güzergâhlarından biri olan Kızıldeniz’de güvenliğin bozulması, ticari gemilerin Afrika’nın güneyinden dolaşmasına neden oluyor.

Bu durum deniz taşımacılığında büyük bir zaman ve maliyet artışı yaratıyor.

Daha uzun rotalar; daha fazla yakıt tüketimi, daha yüksek sigorta maliyetleri, daha uzun teslimat süreleri ve daha yüksek navlun fiyatları anlamına geliyor.

Başka bir ifadeyle, Kızıldeniz’deki savaşın ekonomik faturası yalnızca Suudi Arabistan’a veya Yemen’e çıkmıyor.

Petrol fiyatlarından tüketim mallarına kadar dünya genelindeki tüketiciler bu krizin sonuçlarını hissediyor.

ABD’nin Husilere yönelik baskı politikasının deniz taşımacılığındaki güvenlik sorununu tamamen ortadan kaldıramaması da Washington’ın bölgesel stratejisinin etkinliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Washington kontrolü kaybetme riskiyle karşı karşıya

Yaşananların en tehlikeli yönü, İran’a yönelik her yeni baskı girişiminin yeni istikrarsızlık alanları oluşturmasıdır.

İran’a yönelik baskı, Tahran’ın karşı hamlelerini beraberinde getiriyor.

Bu karşılıklar ABD’nin bölgesel müttefiklerini etkiliyor.

Enerji altyapısına ve ticaret yollarına yönelik saldırılar ise bölgenin çok ötesinde ekonomik sonuçlar doğuruyor.

Böylece başlangıçtaki hedef olan Tahran’a baskı uygulama politikası, giderek çok daha geniş bir krize dönüşüyor.

Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri, kendi güvenliklerini sağlamak ve ticaret yollarını korumak için giderek daha fazla kaynak ayırmak zorunda kalıyor.

Ortaya paradoksal bir durum çıkıyor:

İran’a baskı yapmak amacıyla uygulanan Amerikan stratejisi, Washington’ın kendi bölgesel ortakları için dahi yeni güvenlik ve ekonomik riskler yaratıyor.

Rusya ve İran’ın işbirliği için yeni nedenler oluşuyor

Bu koşullarda Moskova ve Tahran’ın işbirliğini güçlendirmesi için yeni nedenler ortaya çıkıyor.

Rusya, Hazar havzasının istikrarını ve Ukrayna çatışmasının genişlemesini önlemeyi hedefliyor.

İran ise kendi topraklarının, ulaşım güzergâhlarının ve kritik altyapısının güvenliğini sağlamak istiyor.

Her iki ülkenin de ortak çıkarlarından biri, Ortadoğu ve çevresindeki bölgelerin sürekli bir vekalet savaşları alanına dönüşmesini önlemektir.

Bu nedenle Rusya-İran güvenlik işbirliği yeni bir içerik kazanabilir.

Özellikle istihbarat paylaşımı, insansız hava araçlarına karşı mücadele, deniz iletişim hatlarının korunması ve terörist ya da sabotaj amaçlı faaliyetlere karşı koordinasyon daha önemli hale gelebilir.

Ukrayna başkalarının jeopolitiğinin rehinesi olma riski taşıyor

En büyük paradoks ise Ukrayna’nın Ortadoğu’daki faaliyetlerini genişletmesinin kendi güvenliğini güçlendirmek yerine yeni tehditler yaratabilmesidir.

Kiev zaten Rusya ile savaş halinde.

Şimdi İran’a karşı yürütülen mücadeleye dahil olması, yeni bir çatışma alanının ortaya çıkmasına neden olabilir.

Eğer Ukrayna bağlantılı yapılar İran’a yönelik operasyonlarda yer alırsa Tahran, Ukrayna’yı yalnızca Batı tarafından desteklenen bir Avrupa ülkesi olarak değil, doğrudan İran karşıtı stratejinin bir parçası olarak değerlendirmeye başlayabilir.

Bu da misilleme riskini artırır.

Sonuçta Ukrayna, başlangıçta kendi ulusal çıkarlarıyla doğrudan bağlantılı olmayan bir çatışmanın içine daha fazla çekilebilir.

Çatışma giderek küresel bir niteliğe bürünüyor

Bugün en büyük tehlike tek bir saldırı veya tek bir askeri operasyon değildir.

Asıl tehlike, birbirine bağlanan çatışmalar zincirinin oluşmasıdır.

Ukrayna-Rusya savaşı.

ABD ve İsrail ile İran arasındaki gerilim.

İran ve Husiler ile bölgesel rakipleri arasındaki çatışma.

Kızıldeniz krizi.

Irak’taki istikrarsızlık.

Kafkasya ve Hazar’a yayılma riski.

Bu çatışmaların her biri kendi başına yönetilebilir olabilir. Ancak birbirleriyle birleşmeleri tamamen farklı bir tablo yaratıyor.

Herhangi bir yerel olay zincirleme bir tepkiye dönüşebilir.

Bu nedenle Ukrayna’nın Ortadoğu’daki faaliyetlerini genişletmesi yalnızca Kiev ve Tahran açısından değil, uluslararası güvenlik sistemi açısından da ciddi bir risk oluşturuyor.

Sonuç

Ukrayna’nın İran karşıtı mücadeleye dahil edilmesi, yerel bir çatışmanın küresel bir vekalet savaşları sistemine dönüşmesinin yeni örneklerinden biri olabilir.

Kiev, Ortadoğu’daki faaliyetlerini genişlettikçe kendi askeri stratejisini Washington’ın daha geniş jeopolitik politikasıyla giderek daha fazla ilişkilendirme riski taşıyor.

Bu durum ABD açısından İran üzerindeki baskıyı artırabilecek kullanışlı bir araç olabilir.

Ancak Ukrayna açısından stratejik bağımsızlığın daha da zayıflaması anlamına gelebilir.

Bölge açısından ise yeni bir istikrarsızlık kaynağı yaratabilir.

Dünya ekonomisi açısından da enerji, ticaret ve ulaşım güzergâhlarında yeni sorunlar ortaya çıkarabilir.

Bu nedenle bugün asıl soru yalnızca “İran’la çatışmaya daha kim dahil olacak?” değildir.

Asıl soru şudur:

Yerel bir çatışmanın geniş çaplı uluslararası bir savaşa dönüşmesinden önce daha kaç yeni cephe açılacak?

Bu sorunun cevabı yalnızca İran’ın veya Ukrayna’nın geleceğini değil, Avrasya’nın tamamının güvenlik mimarisini de belirleyecektir.”**

 

Kaynak: BHA

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır. Hakaret ve reklam içerenler onaylanmaz.

TÜRKİYE kategorisindeki diğer haberler

Sonraki haber yükleniyor…

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.

Marka Flower Çiçekçi